9 Ekim 2012 Salı

biraz mola!!!









yine araya zaman girdi farkındayım

böyle olmasını istemezdim ama elimde değil..

son zamanlarda herşey benim dışımda gelişiyor zaten.

bir süredir tatsız şeyler yaşamama rağmen umudumu kaybetmiş değilim

sadece biraz kafamı toparlamam, kararlar almam gerek..

hayatımla ilgili..belki kökten değişiklikler gereklidir kim bilir.

bu süreçte nefes almaya ihtiyacım var.


bazen hayatımızda değişiklik yapmak zorunda kalabiliriz

değişiklik iyiydir, monotonluktan kurtuluruz :)

yada son dönemde ben bu sözlerle kendimi rahatlatıyorum..

ara ara uğrarım, sizleri ziyaret edebilirim ama yazacak durumda değilim :(

beni mazur görün lütfen...

güzel gelişmeler olursa bilgilendiririm..

DOSTÇAKALIN...

3 Eylül 2012 Pazartesi

kara haber var!!!



Bu sabah bir keyif kalktım, kızımla (pembocuğumla) bir güzel kahvaltımızı ettik, malum 4

gün oldu eşimi yolcu edeli yalnızız evde.

evdeki işler, banka işleri derken geldim CemRe Cafe'ye işimin başına. şöyle demlisinden

çayımı koydum geçtim pc nin başına.

anlatacak, paylaşacak bir ton hikayem vardı kafamda. ilk iş açtım gazetemi sabah keyfime

başlayacaktım ki

bugün yine 10 şehidimiz olduğu haberiyle yıkıldım.

her ne kadar siyasi olaylara karışmak, buradan görüşlerimi aktarmak istemesem de artık

bardak taştı.

yetmedi mi yitirdiğimiz canlar, gözü yaşlı analar- bacılar- eşler- kardeşler yetim kalan

çocuklar???

belliki daha yetmemiş...

bugün kusuruma bakmayın dostlar içime ateş düştü keyfim yok..

ateş düştüğü yeri yaksada acım büyük :((

şehitsiz, çatışmasız, savaşsız günlere...


27 Ağustos 2012 Pazartesi

musmutlu haftalar :)



Ohhhhh bayram tatilini de bitirdik bir çırpıda..

döndük kürkçü dükkanına yine yeniden :)

aslında bendeniz bayramda ve sonrasında da çalıştım ama olsun bu sene yaptığım keyifli

tatillerden sonra işi bile özlemiştim..

tekrardan yoğunluğu ve koşturmacası bol bir döneme giriyor gibiyim.

bu hafta eşimi yine seyehata yolcu edeceğim için içim biraz buruk ama napalım..

herşeye rağmen enerjimi kaybetmeden keyifli bir haftaya başlamanın sevinci var içimde



                                         HEPİMİZE MUTLULUĞU BOL BİR HAFTA DİLERİM :))

15 Ağustos 2012 Çarşamba

döndüm mü acaba???



"iki bayram arası düğün olmaz" denir ya benimkisi de o misal..

temmuz sonu piyangodan çıkan bir tatil derken 10 gün sonra sevgilimle başbaşa Bodrum

sefası..

Eee şimdide tam iş başı yaptık derken 3 gün sonra bayram tatili geldi çattı..

gel de motive ol, kolaysa işe sarıl!!

dün gece yarısı itibari ile döndüm çok şükür yuvama :))

bu nasıl bir dilemma bende işin içinden çıkamadım. evdeyken sıkılıp "haydi tatil gelsin"

dersin,

tatile gittiğinin 3. günü "ahh evim güzel evim" diye sızlanırsın.

insanoğlu nankör mü desem doyumsuz mu bilemedim..

neyse bol yemekli, dinlenceli, gezmeli, okumalı bir tatil daha geldi ve geçti hayatımdan.




şööyylleee şezlonglara sere serpe yatıp, kuş cıvıltıları eşliğinde deniz-kum-güneş

3'lüsünü gerçekleştirdim.

ne zamandır fırsatını bulamadığım kitap keyfimi yapmakta cabası oldu..





öyle gözlemlemeler ve başka hayatları irdelemeler gerçekleştiki bu tatil, uzun uzadıya

yazsam roman olur :))

korkmayın hepsini bir posta sığdırmayacağım ( 5 gün gittim ya tatile artık 1 ay anlatırım :)

görmemiş tatile gitmiş tutmuş neler neler yazmış)

kısaca konu başlıklarım;

* gittiğimiz otel hakkında bilgi
* yurdum insanının halleri
* yediğim içtiğim benim oldu size ne kaldı..
* okuduğum kitap hakkında bilgi vs vs vs..

dönüşüm muhteşem oldu ve daha tatildeyken aldığım siparişleri yetiştirmek için kısa bir mola istiyorum sizden

ben dönene kadar bir yerlere kaybolmayın :))

6 Ağustos 2012 Pazartesi

bir gittim bir geldim ve bir daha...



Blog işi emek işiymiş. öyle canın sıkıldıkça 2 satır karalarım olur biter değil.
fazla uzak kalmayacaksın bu alemden sonra vicdan yapar üzülürsün (benim gibi)..

bendekide bu misal son dönemde elde olmayan sebeplerden; iş-güç telaşı araya sıkıştırılan ama piyangodan çıkan ufak bir tatil, sağlık sorunları derken kocca aylar girdi blogumla aramıza :(
ben ister miydim böyle olsun ama napiim..

uzak kaldığım dönemlerde sık sık takip etmeye çalışsamda sizleri bazen yorum bırakamadan çıksamda
o kadarda boşlamadım inanın.

bir gece öyle zorlu bir geceydi ki sağlık sorunlarımın tavan yaptığı ve artık dayanılmaz bir hal aldığı saatlerde " yeter dedim!" oysa sevgiliyle tatil planımızı yapmış Ağustos ayının başlarında 5 gün kaçacaktık buralardan. ama bünyem bekleyemedi ağustosu falan. sabah ilk iş uçak bileti bakmaya başladım.
dedim ki aşkıma " ben koca bir sene 5 gün denize girip dinlenmek için çalışmadım"
vee 6 günlük bakım kaçamağına yol aldık Dikili'ye.. (Dikili İzmir'in küçük bir ilçesi ve Ayvalığa 30 dk mesafede bir kasaba, tavsiye ederim) bakım kürüm tabiiki anne ve babamın yanıydı.
onların eli değmedi mi kendime gelemeceğim belliydi çünkü. ne varsa annelerde var :)
4 gün elimi deyim yerindeyse sıcak sudan soğuk suya sokturmadı canım annem. sabah erken kalkıp deniz sefası yaptık. hoopp kahvaltı üzerine biraz gazete- kitap dinlencesi. öğlen denizden sonra yine yemek derken öğlen uykusu. akşama babacığımın meşhur mangal partisi...


                  bu bizim Dikili'nin meşhur tostu daha uçaktan iner inmez midemi şenlendirdim :)

günler nasıl geçti bilemedim; oysa ne rahattım.iş stresi, koşturmacası yok,
yemek önüme geliyor..meğer gözlerimin altındaki siyahlık makyaj kalıntısı değilmiş :))

sonrasında kayınpederim gelip bizi aldı veee Kuşadasına gittik. 2 günde orada misafirlik.
Ohhh cila oldu cila valla :)

Kuşadasında hem tatil hem kültür turu yaptık biraz. sevgilinin rehberliğinde Sultanköy'deki halı çiftliğini gezdik.

                                   bu resimdeki bir ipek halı, ufacık ama değeri paha biçilemez..

El dokuması hem ipek hem yün halıların her biri el emeği göz nuru..insan yapanın sabrına hayran kalıyor.


            bu bayan 36 yaşında, 18'inden beri halı dokuyor..elindeki halıyı yaklaşık 6 aydır dokuyormuş..



          karşınızdaki zatta bendeniz "yemekte yaparım halıda dokurum" pozum  :)

atölyede ipek böceklerinden iplik elde edilmesiyle başlayan turumuz ipliklerin doğal boyanması ve sonrasında dokunmasıyla devam etti. özel odalarda dokunan halılar sergilendi bizlere..




köylü kızlar 18'ine geldiğinde başlıyor halı dokumaya. aylarca hatta yıllarca sürüyor bir halıyı dokumak.
başlanan halıyı kişinin kendi bitirmesi gerek çünkü elin değişmesi istenmiyor. Çiftlik dememin sebebi buraya tarlası, bağı, bahçesi herşeyi var. Uzun uzun çam ağaçları arasında dinlenme mekanındaki sincaplarda turumuza eşlik etti.

bu yaramaz ürkek olmasına karşın bana poz vermeyide ihmal etmedi. biraz alışınca birbirimize elimden ekmek bile yedi :)
Sultanköy'den çıkıp hemen yakınındaki Tren Müzesine gittik. 1920'li yıllardan başlayarak günümüze gelen trenlerin içlerini gezmek bizi tarihe kısa bir yolculuk yaptırdı.




en etkileyici kısmı ise Atatürk'ün trenini gezmekti. onun odasında bulunmak, yatağına oturmak tüylerimi diken diken yaptı. yokluk zamanında her türlü konfordan uzak o ufacık odanın içinde kim bilir ne mühim kararlar alındı...



bu kısa ama keyifli yolculuk çabuk geçti bitti.  aileyle geçirilen o doyumsuz tatilin tadı damağımda döndüm yine kürkçü dükkanına. napalım her güzel şeyin bir sonu varmış.
her ne kadar tatil dönüşü depresyonunda olsamda şimdi yine yeni kısacık bir tatil için hazırlıklara başladım.
perşembe akşamı "yolcudur abbas bağlasan durmaz" diyerek sevgilimle beraber bu sefer başbaşa
bir yolculuğa çıkıyoruz..
dönüşümde yine güzel anılar ve fotoğraflarla buluşmak üzere..
kendinize iyi bakın :))


12 Temmuz 2012 Perşembe

tembel miyim ne!??


bana ne oldu bilmem. kış aylarında kış mahmurluğu, yaz sıcaklarında yaz rehaveti,

bahar geldi depresyon kapıda gibi bilimum bahaneler sıralıyor insan. kendimi kandırmam boşa..

bende birşeyler değişmekte bu kesin. yoksa yaşlanıyor muyum ne??

üzerimde bir yorgunluk, birşey yapmama isteği..

oysa daha yeni döndüm sayılır tatilden. tatil adı altında 3 gün kaçtık sevgilimle İstanbul'a.

programımız baştan belliydi; ye, iç, yat :))

İstanbul'da şansımıza hava süperdi; sıcak olmasına karşın ılık rüzgarla birlikte sıfır nem keyfimize keyif 

kattı gerçekten. daha uçaktan iner inmez önceden yapılmış programla 22 yıl sonra ilkokul arkadaşlarımla

buluştuk..çocukluk arkadaşları bir başka oluyor. geçen yıllara inat aramızda hiç birşey değişmemiş

sanki hala kaldığımız yerdeyiz. anılarla dolu sohbetimiz gece yarısına kadar sürdü :)

buluşmanın ve anlatacak onca şeyin heyecanıyla gecemizi ölümsüzleştirecek fotolar unutulmuştu tabii :)

bir sonraki buluşmaya dedik artık..

ertesi gün attık kendimizi denize..İstanbul'da deniz keyfi artık bir ritüel oldu bizim için 



deniz keyfinden sonra eve gelip uyumaca yapıldı. nede olsa 2 aydır haftasonları bile çalışan ben

bunun için çıktım tatile. her akşam serinlikte ise Bağdat Caddesinde dostlarla buluşuldu, yemekler yendi

caddede bir aşağı bir yukarı turlar atıldı.

her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi İstanbul keyfimizinde sonu geldi çattı. daha Ankara'ya adımımı atar

atmaz iş başı yaptım. tüm siparişler beni beklemiş. bir girdim ki mutfağa çık çıkabilirsen.

Duru bile diş çıkarmak için beni beklemiş. kurabiyeleri özenle hazırlandı.


paketlendi, misafirlere sunuldu...



bu butik kurabiye işi iyice sardı beni. beğenilmeside motivasyon oluyor hani :))

gelir gelmez yine yoruldum tatil planı yapmaya başladım valla..tembel miyim neyim ben??

ahhh İstanbul ahhhh bedenim şuan Ankara'da olsada ruhum sende kaldı...



İstanbul'da yediklerim içtiklerimle ilgili ayrı bir post yapmak istiyorum bakalım yeterli malzemeyi bulursam

makinamda neden olmasın?

Eee anlatın bakalım ben yokken siz neler yaptınız??

26 Haziran 2012 Salı

ben son günlerde...


en son doğum günü partimi anlatırım diyerek ayrıldığım o sayfanın üstünden çooook günler geçti farkındayım.

neredeyse 15 gün olacak ben aralıksız çalışıyorum. başımı kaşıyacak zamanım olmuyor. bugün itibari ile kendimi biraz rölantiye almaya karar verdim. yaşadığım sağlık sorunları, vücudumun alarm vermesi sonucu
mecburi bir karar oldu bu aslında.
öncelikle eşim sağ salim döndü çok şükür. kavuşma sevincimiz kısa sürdü çünkü onun yokluğunda kendimi iş yerinde o kadar hırpalamışım ki bileğimde oluşan şişlik yüzünden soluğu doktorda aldık :(
çok yorup zorlama sonucu bileğimdeki kemikler birbirinden ayrılmış. onları birarada tutan sıvı ise kistleşip şişlik yaratmış. mecburi 10 gün bileklik takıp dinlendirmem gerekliymiş!! bu işi yaparken insan bileklikle nasıl kullanmadan durur elini??



aksilik bu ya siparişlerim o kadar yoğunki gelde çalışma.. bu 10 günlük dinlendirme kısmını bir süre erteleyerekten önceden vermiş olduğum sözler doğrultusunda attım kendimi tezgah başına :))
canım kocam sağolsun hamurları yoğurmada bana çok yardımcı oldu. anladımki benim incecik kollarım ve bileklerim hamuru adam edemiyormuş. nede olsa erkek gücü :)


Tolgamız sünnet oldu çok şükür sağlığı iyi. onun biricik yengesinede sünnet kurabiyelerini süslemek,
yaprak sarmalarını sarmak düştü.








Mevlüdümüzde, sünnet yemeğimizde çok keyifli geçti. tüm aile toplaştık,
dualar okuduk, yemekler yedik. koşturmaca sırasında biraz yorgun düşsemde sevgili yeğenimiz için değerdi :)
o gün için çok hazırlandık, bendeniz bile fırsat yaratıp kendime yeni elbise almayı başardım..
eltiler olaraktan gecenin şıkları arasındaki yerimizi aldık..




o güzel gece sonrası pazar sabahı yine kendimi cafede tezgah başında buldum :(
zira bu sabah için kalabalık bir organizasyonun catering işi vardı. 40 kişiye kahvaltı hazırlandı. sabah 6:30
itibari ile CemRe Cafe iş başı yaptı ve bu sıcakta fırınlar yakıldı.. (bu arada sıcaklar iyice bastırdı ya yemek yapmak ızdıraba dönüştü)


* bu arada süper bir poğaça tarifi buldum ve hatta sabahki kahvaltıya yaptım. en kısa zamanda sizlerlede paylaşacağım..
veee artık bendeniz kendimi biraz dinlenceye ve kısacık bir tatile bırakıyorum..
istikamet İstanbul :)
biraz deniz, biraz güneş, biraz arkadaş-dost toplantısı derken ufak bir kaçamak yapıp döneceğim.

bana katılmak ister misiniz??  :)) 

14 Haziran 2012 Perşembe

mahallemdeki maganda!!!











haftasonu doğum günü partim, 2 gün sonrası eşime kavuşma derken keyfim gıcırdı düne kadar..

dün sabah saat 8:30 civarı işe gitmek için hazırlıklarımı yaparken sokaktan gelen gürültülere kulak verip

attım kendimi balkona.

malum Ankara yanıyor birkaç gündür ve ben sabah duşumdayken bir silah patlamasıyla tüm sokak ayağa

kalkmış.

balkondan aşağı baktığımda sokak ortasında sere serpe yerde yatan köpeği ve başına toplanmış

mahalleliyi gördüm. ne var ne oluyor derken 2 polis aracıda geldi. eşim bir araba köpeğe çarpmış herhalde

diyordu ki polisin peki işi ne olduk. meğer sokak köpeğini gerizekalı biri çekip silahla vurmuş!!

güpe gündüz sokak ortasında. bir başkası anlatsa bu olayı "yok artık şaka yapıyorsun" diyeceğim bir durum.

kızın teki avaz avaz bağırıp "bana havladı, beni kovaladı ne yani köpek değilde ya Ayı olsaydı" diye kendini

savunuyor.. Ee be kızım tamam haklısın korktun da ayı olayı nerden çıktı. O silahı çekip köpeğe acımadan

vurandan daha Ayısı!! olabilir mi??

İnsanları anlıyorum sokak köpeklerinin başı boş dolaşıp saldırgan tavırlarından bende hoşlanmam ama

iş belediyelere düşüyor. Onlar düzenli aşılama ve kısırlaştırma yapsa, bu hayvancağızları beslese sana bana

saldırır mı?? hadi deki kovaladı seni yaa taş at, bağır, sopayla kendini savun ama silahı çekip vurmak ta ne

oluyor? Sabahın o saati millet mesaiye gidiyor, yaz günü çocuklar sokaklarda ya o mermi sekse bir insana

bir çocuğa denk gelse..kaza kurşunu yada kim vurduya gitti olacak..yerli yersiz, ruhsatlı-ruhsatsız önüne

gelen alırsa silah sonumuz hayır olsun işte böyle...

olan zavallı köpeğe oldu, bir can yok yere cinayete kurban gitti..

bu şehir magandası yarın birgün sokakta bana rast gelse kafası bozulsa benide çekip vuracak demekki.

nasıl bir toplumda yaşar olduk yazık...

hayvanseverler olarak sesimizi çıkaralım bu tarz magandalar cezasız kalmasın..

lütfen.....




9 Haziran 2012 Cumartesi

yaş 34




34 benim için sadece İstanbul'umun plaka numarasını anımsatır.

kimileri içinse yeni yaşımı :))

belli mi olur belki bu bir işaret olur ve ben sevdiğim kente giderim :)

bugün yeni doğan biri olarak

bu yaşımın bana tüm dileklerimi gerçekleştirmesini diliyorum...

sevdiklerimle ( eşim hariç maalesefki :( ) geçirdiğim çooook güzel bir gündü bugün..

detaylar daha sonra...

şimdilik sadece sizinle mutluluğumu paylaşmak istedim.

hepimize benim kadar mutlu, keyifli haftasonu tatili olsun :)))


5 Haziran 2012 Salı

ismim gazetelere çıktı :))



bugün keyfime diyecek yok dostlarım :))
ağzım kulaklarımda dolaşıyorum öyle ortalarda...

haftasonu canımızı dişimize takıp hazırladığımız davet yemeklerimiz gazetede (resim
olarak olamasada ismen) çıktı..
bu şirket için hazırladığımız 2. organizasyon. ilki Nisan ayında gerçekleşti ve o davette
yemeklerimiz çok beğenildiği için tekrar bizi tercih etmişler.

2 gün boyunca oturmak nedir bilmeden hazırlandık. herşeyi son dakikaya bırakmak zorundaydık tazelik açısından. malum eşimin seyahatte olması beni zorlasada sağolsun can arkadaşımız Erman
ve ablam imdadımıza koştu..

ortaya leziz sunumlar çıktı.
verdiğimiz emeğin karşılığı bir teşekkür iken gazeteye bizim ismimizide vermeleri ayrı bir incelik oldu.

yakındır şöhret olmamız :)))
bu güzel haberimi sizlerlede paylaşmak istedim.

hepimize keyifli, bol şöhretli haftalar :)




30 Mayıs 2012 Çarşamba

yatak odamda birileri var!!!









güzel ülkemin başka derdi kalmadı yatak odamada girdi...

son günlerin tartışma konusu hem çoook gereksiz bir gündem yarattı hemde bir o kadar çooook

önemli bir sorun..

kürtajın yasaklanması..

ekonomi, terör, memur zamları halledildi sıra benim kaç çocuk yapacağım,

nasıl doğuracağım ve istemiyorsam doğurmama gibi bir hakkımın olmayışına geldi.

bir kadın olarak insaf diyorum. cinsiyetin dişiyse yandın kardeşim bu memlekette.

çocuksan okula gidip gitmeyeceğine baban karar verir.

daha ergen olmadan seni mal gibi 3 kuruşa satabilir.

Allah korusun tutki tecavüze uğradın, o iğrenç sapıkla evlendirilebilir

hatta gebe kaldıysan zorla doğurtturulabilirsin.

senin ne istediğinin ne düşünüp neye inandığının önemi olmayabilir

isterlerse başını kapattırıp seni örtebilirler.

bayansan tacize, sarkıntılığa, sapıklığa uğrayabilirsin ama sonuçta bu senin suçun olabilir

nede olsa etek giymişindir, böğrün görünmüş adamı sen tahrik etmişsindir!

evlenirsin memlekette kriz olur kocanın işleri bozulur işiyle kalmaz kafasıda bozuldu mu

yersin dayağı. baba ocağın kabul etmez, devlet kapısı koruma vermez mahkumsundur

adamın dizinde oturmaya..

yok biraz diklenir evi terkeder yada boşamaya kalkarsan kurşunlanabilir,

bıçakla lime lime doğranabilirsin.. nede olsa adı "namus cinayeti"dir. (bakarsın bir af çıkar

senin cani tekrar sokaklarda sen mezarda).

istemediğin, hazır olmadığın bir durumda hatta Allah vermesin bebeğinde sağlık sorunu

oluşsada

o çocuğu doğuracaksın..sana verilen emir budur. tövbe haşa sanki Kur-an'da yazıyor.

bakabilecek gücün yoksa helede istenmeyen bir çocuksa devlet sana yardım eder mi??

tabiki Hayır!!

günümüzde hala cahilliğin önüne geçememişken, aile planlamasından bihaber insanlar
varken

kürtajı gebelikten korunma yöntemi olarak gören zihniyetler varken siz neden bahsediyorsunuz..

erkek egemenliğini bırakın insan egemen olsun.

kadın- erkek eşitliğiymiş külahıma anlatın siz..

doğum kontrol yöntemine  karşı erkekler (erkekliğine yediremez çünkü) kadını hamile bırakacak

sonra kürtaj için onun imzası alınacak..ne ala memleket!

ya ben bir kadınım, insanım benimde duygularım, düşüncelerim, hislerim, aklım- fikrim var

bırakında kendi hayatım ve kendi bedenim hakkında söz sahibi olayım!!

size ne benim belden aşağımdan, size ne benim hayatımdan...





28 Mayıs 2012 Pazartesi

Patron Olmak!!!










patron olmak...herkesin hayali belkide. ama acaba işçi mi kalsaydım diye düşünmeden

edemiyor insan?? "İşçisin sen işçi kal" diye boşa söylememişler...

sabah sabah nerden mi çıktı bu şimdi? bir pazartesi sendromu mu??

kesinlikle Hayır!

son 3 senedir kendi işimin sahibi bir kadın olarak yaşadıklarımı paylaşmak istedim.

ben annemden patron doğmadım :) türlü türlü işlerde çalıştım. eleman olmanın tozunu

yuttum.

gel gör ki iki tarafında artılarını eksilerini birebir yaşamış biri olarak çok samimi

söyleyebilirimki işçi olmak çooook daha kolay ve rahat.

sen eleman olarak bir tek ay başını beklersin; ayın 1'i olsun da maaşımı alayım diye.

patron ay başı senin maaşın, ay sonu vergi, SSK vs. ödemesi derken koca ay nasıl geçti

anlayamaz.

elemanın gözü hep saattedir; çay molası, yemek saati mesai bitimi gelsede gitsem diye

oysa patronun gözü kapıdadır; müşteri gelse bugünde siftahsız kapamasak diye...

elemanın burnu aksa 3 günlük raporu çakar evde yatar,

patron ateş nöbet işin başında durmak, her şeyi takip etmek zorundadır. ( müşteri takibi,

faturalar, ödemeler) rapor patron için hayaldir...

eleman maaşa zam bekler, patron ise ürüne zam yapamamanın acısını çeker..

eleman canı isterse işi bırakır çıkar gider, patron 2 gün tatile gitse aklı işinde, elinde

telefonu kucağında bilgisayarı hala iştedir aslında...

haftasonu, bayram seyran, yaz tatili elemanın hakkıdır, patron tatil günlerinde bile işi

düşünüp iş kovalar...

elemansız kalan patron kolları sıvar tezgahın başına geçer, patronsuz kalan eleman işten

nasıl kaytaracağını bilemez..

mesai bittimi elemanı bağlasan durmaz, patron gecenin bir körüde olsa dükkanı en son o

kapatır...

hele de patron evli bir kadınsa eve gidince ikinci işinin patronu olmaya devam eder.

evin temizliği, yemeği, ütüsü, çocuğun bakımı vs. ona bakar... 7/24 mesai hiç bitmez..

kaça bölüneceğini bilemez, kendine ayırabilirse 1 saati onun en değerli zamanıdır..

müşteri memnuniyeti, elemanı mutlu etmek, evde eşine güleryüz göstermek onun asli

görevidir. üzülemez, kırılamaz, sinirlenemez..duygularını bir kutuya koyup saklamalı..

her daim her koşulda ayakta dik durmalı ki işler yürüsün..

"sen patronsun istersen işe geç gidersin erken çıkarsın amannn nolcak senin işin rahat"

diyenler

nerden çıktı şimdi bunlar diyorsanız

sebebi açık; ben kendi işinin sahibi evli bir patronum ve dün çok sevdiğim eniştemi

kaybettim. cenaze Gaziantep'te ve ben şuan işimin başındayım. tüm ailem cenazeye

katılabilirken ben aldığım toplu siparişten dolayı işimin başında çalışıyorum. işi kimseye

bırakamamanın acısı ve siniriyle yazıyorum bu satırları...

kimse üzerine alınıpta saçma sapan yorumlar yapmasın rica ederim. benim tuzumun kuru

olduğunu düşünenler bir de bu açıdan baksın istedim...

Nur içinde yat Taha enişte, mekanın cennet olsun... 






23 Mayıs 2012 Çarşamba

ahhh bu ben!!!





hani eskiler derler ya " bu oğlan okumaz, bundan adam olmaz, bu kız ne zaman akıllanacak" diye..


al benden de o kadar! benden adam olmaz arkadaşlar. ne zaman akıllanırım onu Allah bile


bilemiyor son zamanlarda sanırım.. ne olacak benim bu iyi niyetim??


aman kimse kırılmasın, kimse zor durumda kalmasın derken tam bir koşturmacanın içinde

buluyorum hep kendimi. nerden mi çıktı bunlar şimdi?? tabii ki neredeyse son 1 aydır

buralara uğrayamamamın sebebinden. oraya koştur, buna yardıma git, onuda yaparım

bunada yetişirim derken bağışıklık sistemim çöktü çökecek, alarm vermekte.


son haftalarda elemanımın yokluğu aynı dönemde Cem'imin iş seyehati derken annemlerin

yazlığı tamiratına gidişi tam bir YALNIZLIK içinde boğuldum. ne zaman yalnız kalsam şöyle

bir kafa dinlemek bir yana totom 2 dakika yer göremez oluyor :) sanki gizli bir kamera beni

takipte ve yardımcı olacak kimseler yokken, millet saklandıkları köşeden çıkıp "Ceeee bana

şu lazım, bana bunu yapar mısın? ahh pişirsen de yesek, bana da getir nolluurr"  diyor. Ehh

be kardeşim çevrem insan doluyken siz nerelerde saklanıyordunuz? diyesim geliyor. aslında

şikayetim yok çalışmayı seviyorum hele işimden bu kadar keyif alırken yaptığım iş beni

zorlamıyor da her yere her işe yetişmek beni kasıyor. gene de Allah iş versin diyorum hep :))


ne zamandır gönül rahatlığıyla şöyle demlisinden çayımı alıp sizleride takip edemedim,

yaptıklarımıda paylaşamadım. her defasında daha sık burada olacağım diye kendime söz

versemde sözümü tutamamak çok fena :((


neyse onca koşturmaca sırasında boş durmadım pişirdim, gezdim, yedim içtim sıra size

anlatmaya geldi. malum geçen (geçen) haftasonu Anneler Günüydü. (tüm annelerin gününü

kutluyorum)


bende güzeller güzeli bir kız annesi olarak bu sene birçok tebrik telefonu aldım :))


benim kızım 4 ayaklı sıcacık bir dost Pembo.. (daha önce bazı maceralarını burda

paylaşmıştım)








aslında böyle özel günlere karşıyım genede anneler günü adı altında ailecek pazar öğlen

yemeğe gittik eyyy Ankaralılar duyun sesimi


Ankara'da bahçe içinde yeşile doyabileceğiniz bir mekandan bahsedeceğim size.


gidecek yer yok diye hayıflanmayı bırakalım artık. bizim ailelerimiz has Ankaralı

olarak senelerdir özel günlerde, bayramda düğünde cenazede her daim Tava sipariş edilir.

bakır tenceresi içinde mis gibi pişmiş eti ve et suyuna yapılan pirinç pilavı davet yemeğidir.

sahiplerini anneannemiz taaa Samanpazarı günlerinden tanır. bu 3 kuşak tavacıyı herkes

bilmez. dışarda "Tava" adı altında başka tarz yemek bulmanız mümkün. eğer benim gibi et

sever biriyseniz mutlaka denemelisiniz. 3. kuşaktan amcam Mühye köyüne doğru bir

yerlerde kendine bir bahçe kurmuş. yeşiller içinde tertemiz havasına, yayık ayranına

doyamayacağınız bir yer. kapalı mekanıda var. ayrıca hafta sonları köy kahvaltısı-gözlemede

yapılıyor. birde en meşhurundan mantarlı pideleri var ki hımmm...


nerde bu anlattıklarının fotoğrafları derseniz beynime kazıdım maalesef çünkü açlıktan ve

sohbetten kendimi öyle kaybetmişim ki resmetmeyi atlamışım pardon :))

(yayıkla idare edin artık :))

geçen yazımda bahsetmiştim eşimin turu başlıyor diye. dün sabah yolcu ettim onu. başladı mı

yine ayrılık ve gün saymalar :((

neyse geçtiğimiz dönemlerde neler neler pişirdim?

öncelikle Apple Pie'la (Elmalı Turta) başlayalım. daha önce bahsettiğim üzere kurabiye

hamurundan yaptığım bu turta çok tuttu :))


altı kıtır kıtır, günlerce yumuşamadan taptaze duruyor. (teşekkürler Beyaz Hanımeli)

sonrasında sevgili Cem&Re Cafe dostu Gökçen Hanım'ın güzeller güzeli kızı Mina'nın diş

buğdayı kurabiyeleri hazırlandı. 



geçen haftasonu ise sevgili yeğenimiz Tolga'nın yaş günü partisindeydik. ona özel onun

sevdiği kol böreklerinden yaptım.




görüşemediğimiz günlerde anlayacağınız üzere zamanımın çoğunu mutfakta geçirdim.

yorgunluk bir yandan birde üzerinize afiyet gribimsi halimle ayakta durmaya çalışıyorum..

araya çok zaman girince postta biraz uzun oldu ama bu seferlik idare edin beni, dilim şişmiş

anlatmayı, paylaşmayı özlemişim :)

keyifli ve sağlıklı haftalar olsun hepimize...






21 Mayıs 2012 Pazartesi

8.yılımıza başlarken...



7 sene önce bugündü birbirimize " iyi günde kötü günde- hastalıkta sağlıkta birlikte olmaya EVET"

deyişimiz ve bir ömre beraber adım atışımız :))

birlikteliğimizin ise 12. yılı bitmiş bile..

dile kolay acısı tatlısıyla 7 senemiz bitti.. ahh canım sevdiceğimle bunca sene beklenmedik kayıplar

yaşadık ağladık,

doğumlar gördük sevindik... birbirimizi kırdık, neşelendirdik derken seneleri devirdik.

bugün kutlama günü ama içimiz biraz buruk. aşkımın yarın gene Türkiye turu başlıyor.

yine uzun bir ayrılık dönemi bizi bekliyor.. üstüne bu güzel! havalar sayesinde birde

üşütüp hasta olmam eklenince bu senelik kutlamamızı biraz erteledik..

nice senelere birlikte başbaşa olmak dileğiyle canım kocam


iyiki varsın, iyiki bulmuşuz birbirimizi :))


PS: görüşmeyeli hazırlayıpta yayınlayamadığım postlarım oldu, birde sizin yorumlarınız varki cevaplanmayı bekleyen.. az kaldı çok yakında yanınızdayım :)

25 Nisan 2012 Çarşamba

baharla gelenler...



son zamanlarda iyice boşladım sizlerle paylaşımlarımı farkındayım

ama elimde olmayan nedenlerden ötürü gerçekleşiyor bu ayrılıklar :(

arayı fazla açmamayı dileyerekten hoşgeldin bahar diyorum...

siz baharın geldiğini nerden anlarsınız??

a) güneşin parıldamasından

b) kuşların cıvıl cıvıl şakımasından

c) beklenmeden yağan yağmurlardan (ahmak ıslatanlardan!)

d) ben geldiğini bile anlamam mı dersiniz yoksa...

ben bahar aylarının başında başlayan ve neredeyse kışa kadar devam eden hapşırık

krizlerimden ve gözlerimin akmasından anlarım :)

allerjik yapım sağolsun hemen haber verir mevsim değişikliğini

hani yaşlılar der ya "yağmur yağacak romatizmam azdı" onun gibi bişi benimkiside :))





dallar çiçek açmaya başladı, güneşte hafif hafif yüzünü gösterdi ya buna da şükür.

çetin geçen kış ayından sonra nimet bugünler...

gelelim yazamadığım günlerde neler yaptım??  bu dönemde yoğun bir iş temposuyla

geçti günlerim.

arada sırada siz neler yaptınız diye ziyaretlerimi yaptım tabii

kah yorumsuz kaldım kah yorumlarımla sizlere katıldım.

aile toplantıları,



Garage Sale (kermes),



                          ikinci el eşyalar, el yapımı cam kavanozlar, incik- boncuklar,
                                                            yatak örtüleri vs...





                         bizim yaptığımız börekler, baklavalar, kekler, poğaçalar vs...





                           veee benim minik stand görevlilerim Bora& Buse :))


elemansız geçen 1 hafta derken iyice yoruldum..


son günlerde farklı uğraşlar içindeyim işle ilgili o yüzden kafamı kaşıyacak vaktim olmuyor.

artık havalar iyice ısınsa da güzeller güzeli kiraz ağacımın altında keyfe başlasak...





PS: bu arada merak edenleriniz olmuş daha önce bahsettiğim arkadaşımızın boşanma davası

çoktan sonuçlandı. sonuç beklediğimiz gibi; arkadaşımız (ve onunla birlikte bizlerde)

hayatımızdan bir asalağı çıkarmış olduk :)) diğer bir sonuçsa biz insanları gerçekten iyi

tanımışızki kızın derdi daha öncede dediğim gibi PARAymış!! 15 bin TL tazminat için

yapmadığı çirkeflik kalmamıştı ve istediği oldu..

önemli nokta ise onun gibi haysiyetsiz birinin kendine biçtiği değer bu kadar UCUZmuş!


keyfimizi kaçırmayalım bu saçma konularla, dışarıda güneş yüzünü göstermişken

bol bol D Vitamini ve enerji toplayalım :))



9 Nisan 2012 Pazartesi

Amsterdam gezi notları - 2

evettt biraz dinlendiysek eğer Amsterdam'ı gezmeye devam edelim mi?

en son Volendam ve Marken'i gezmiş otele geri dönmüştük.

bunca yorgunluğa rağmen oturmaya gelmedik diyerekten elimizdeki

eşyaları otele bırakıp tekrar döndük şehri gezmeye.

meşhur Dam Square'de gruptan ayrılıp şehrin sokaklarını arşınlamaya başladık.

ilk durak Flower Market...

meşhur çiçek pazarında envayi çeşit çiçek tohumu ve soğanı bulmanız mümkün.



adını hiç duymadığım ama renklerin beni benden aldığı çiçeklerde kayboldum resmen.

insan hepsinden birer paket almak istiyor.









kendimi frenledim sadece bir filenin içinde karışık renkli 100 adet lale soğanı aldım.

birazını babama, birazını anneanneme verdim. Cafe'nin bahçesine ve saksımıza diktik,

soğanlar çıkmaya başladı bile :)

malumunuz Amsterdam denince akla uyuşturucunun serbest oluşu ve sokaklardaki

Coffee Shoplar gelir.





denedin mi Cemre diye sorarsanız kesinlikle HAYIR! uyuşturucu maddelerine

karşı olan bendeniz meşhur keklerinden bile yemedim. sokak ortalarında kafayı bulmuş, 

sallana sallana gezen tipler ve açık havayı bile ağırlaştıran o koku beni 

hiç mi hiç cezbetmedi... 


bir şehri en iyi yürüyerek keşfedersiniz diye düşünenlerdenizdir eşimle

o yüzden sık sık kaybolur ve bu kayboluşların keyfini çıkarırız. Amsterdam'da yaya olmanız

önceliğin sizde olduğu anlamına gelmez. (diğer Avrupa kentlerinde olduğu gibi)

çünkü Amsterdam bisikletlilerin şehri. genci yaşlısı, çalışanı öğrencisi günün

her saati sokaklar bisikletlilerle dolu oluyor ve sizin onlara yol vermeniz şart!

Hollanda'nın nüfusunun 16 milyon olduğunu düşünürseniz koca ülkenin

toplamı bizim bir İstanbul'umuza eşdeğer :)  bu nüfusunda çoğu orta yaşlı, genç nüfus yok

denecek kadar az. bu sportmenlikle adamlar tabiki uzun yaşıyor yaşlısı bile dinç maşallah :)

gecenin finalini Red Light District'te yapıyoruz. (yasal genelev diyebiliriz)

sokak boyu ufak tefek odacıklar düşünün, camekanın ardında yarı çıplak bayanlar size el

sallayıp içeri davet ediyor. içeride bir yatak ve bir lavabo var. camekanın perdesi kapalıysa

bu demek oluyorki içeride müşteri var!

camın üstündeki ışığın rengine göre, kızlar, gayler yada travestilerin bölgesi olduğunu

anlıyorsunuz.

Red Light bölgesi bu odalar, sex theatrelar, sex shoplar ve sex museumlarla dolu. tabii resim

çekmek kesinlikle yasak. o yüzden netten bir alıntıyla size anlatabilirim burayı.



gecenin sonunda yürümekten şişmiş ayaklarımız ve dermansız bacaklarımızla otelin yolunu

zor bulduk :)

yarın Grand Holland turuna çıkıcaz, ona göre iyi dinlenin :))

7 Nisan 2012 Cumartesi

elmalı tartoletler ve haftasonu...

tekrar merhabaaaa :)

Amsterdam gezi notlarıma devam edeceğimi söylemiştim, sözümü unutmadım.

haftaya gezimize devam edeceğiz, biraz soluklanın istedim :)

bu hafta işlerim kısmen yoğundu bir de arada eşimin sırtı tutulunca

onun işleride bana kaldı mı! Cafenin işleri, evin işleri, kediciğimizin bakımı derken

bu haftasonuna dilim dışarda giriyorum...

yarın tatil, havada güzel olursa kimse beni tutamaz :)


bu hafta arası sevgili Beyaz Hanımeli den aldığım Elmalı tartoletleri denedim..

onun yaptığı kadar güzel oldu mu bilemem ama yiyenler bir daha istedi..

denedim, beğendim ve şiddetle tavsiye ederim.

tarifi az malzemeli ve çooook lezzetli...


kurabiye hamurundan olduğu için dayanıklılığıda uzun oluyor...

sağolsun Beyaz Hanımeli sayesinde yeni bir lezzet katılmış oldu CemRe Cafe'ye...



elmalı tart tadında haftasonu tatili hepimize :))