Kaç zamandır yazamadığımın farkındayım ve bu beni üzse de geçerli sebeplerim vardı. Son günlerde CemRe Cafe'de işler her özel günde olduğu gibi son dakika siparişlerinden ötürü yoğunlaştı. Mutfakta geçen saatlerim biraz arttı ama şikayetçi değilim, mutfakta olmaktan memnunum. İnsan kendini dinlemeyi bırakıyor, tüm dertleri dışarda bırakıp geçiyorsun tezgahın başına. Acaba yeni hangi baharatı katsam yakışır bu yemeğe diye düşünmekten hayatın derdi tasası gelemiyor aklına.
Peki bu hafta neler yaptım? Ablam ve yeğenlerim hasta olduğu için biraz canım sıkkın ama iyileşecekler buna inanıyorum..Haftasonu Cem'le kendimize biraz vakit ayırıp yılbaşı hediyeleri almaya çıktık. Bu sene sadece yeğenlerimize hediye aldık. (bu arada ben Cem'e de bugün hediyesini aldım hatta dayanamayıp verdim bile :)
Salı günü iş çıkışı Tuğba-Levent-Tolga bizi ziyarete Cafeye geldi. Tolgacığa üstündeki hırkayı hediye aldık amcasıyla, bızdığımıza çok yakıştı (maşallah). Tam anlamıyla "küçük adam" oldu :)
Onlar için özel damla çikolatalı-üzümlü kurabiyemden yaptım. Çayın yanına iyi gitti sanırım.. Bugün, öğlen annem-ablam ve ben kendimizi Tunalı'da alışverişe verdik. Öyle kıyafet falan değil yiyecek alışverişi, ordan da Cafe de Cafe'de yemek yedik. Yenilik olsun diye İtalyan tarzı yaptıkları pizzayı denedik. Yanında ızgara hellim salata, üzerine de tatlı olarak çikolatalı kek. Pizza fena değildi, biraz malzemeler azdı özellikle pizza sosu. Salata leziz ve doyurucuydu. Tatlı ise paylaşmak için yeterince büyük değilmiş bunu gördük :( Yemek sonrası CemRe Cafeye döndük çay-kahve keyfi, dedikodu...
Veee geri sayıma başladım. 2010 rüzgar gibi geçti, 1 yıla ne çok şey sığdırdım ben bile inanamıyorum kendime.
Yarın için enerji toplamam gerek, yılın son günü enerjiminde sonu..Yeni yıl demek yeni başlangıçlar demek. Yeni yıl için dileklerimi kafamda oluşturmaya başladım bile...
PS: Yarın yoğunluktan yazamazsam şimdiden hepinize sağlık, mutluluk, huzur ve neşe dolu bir yıl geçirmenizi dilerim :)
Sevgiler...
30 Aralık 2010 Perşembe
26 Aralık 2010 Pazar
Ailecek Pazar Kahvaltısı
2010'un son pazar kahvaltısı...Annem ile babam İstanbul'da ev alıp yılın çoğu ayını orada yaşamaya başladıklarından beri hasretlikte başladı. Bazen ayrılıklarımız çok uzasa da her fırsatta ya onlar Ankara'ya geliyor yada biz İstanbul'a gidiyoruz.Hoş bizler için fena da olmadı; ablamla bana yeni bir kapı açıldı, her fırsatı İstanbul'a kaçmak için kullanabiliyoruz. Ama ne yalan söyleyeyim çok özlüyorum annemle babamı..
25 sene beraber yaşadıktan sonra evlenip evden ayrılsak ta anne-baba ocağının yeri ayrı oluyor. Şımarabildiğim, nazımın daimi geçtiği yer onların yanı.
Neyse yılbaşı bahane torunlar şahane sloganıyla annemle babam eve döndüler bu haftasonu. Torun olunca pabuç dama atılıyormuş bu bir gerçek. Sen zannediyorsun ki sen evlatlarısın, senin yerin ayrı, ilk gözağrısısın yada onlar yokken sen vardın..Amaaa kocaaa bir yalan bu! Torun evlattan tatlı oluyormuş. Yoğun programlarının ardından ve 1 aylık hasretten (bayramda biz gitmiştik İstanbul'a vee seneler sonra tüm aile; ablamlar,annemler ve biz bir aradaydık vee süperdi) sonra bu sabah kahvaltıda annem ve babamla buluştuk. Anneciğim çayı mis gibi demlemiş, sokak simidini de almış.
Sucuk, reçel ve nutellayı da biz götürdük.(onlar şeker hastası olduğu için bu gibi gıdalar aslında yasak ama ayda yılda bir kereden bişi olmaz)
Kallavi soframızda; peynir çeşitlerimiz; tulumu, kaşarı, ezinesi, tuzsuz dil peyniri, zeytinlerin siyahı çiziği, domatesi, biberi, ben rafadan yemiyorum diye omletim..Hmmmm bir güzel oturduk, afiyetle yedik, sohbet muhabbette üzerine kaymak oldu...
Annemlerden ayrıldıktan sonra da Türközü pazarına gittik Cem'le. Allahım pazara gitmeye bayılıyorum, herşey rengarenk, tüm meyve-sebzeler taptaze ayıklanmış. CemRe Cafe'nin haftalık menüsü için kuzu ıspanaklar, sebze çorbası için kerevizler, havuçlar,patatesi-soğanı, sarmalık lahanayı ve mis kokulu mandalina ile anamur muzunu da attık sepete...ver elini sıcak yuvamız. malum bugün pazar ve bizim dinlence günümüz. her zaman ki gibi çamaşır işini hallettik ve kendimizi koltuğumuza attık.. şimdi biraz kitap keyfi.. Bab-ı Esrar iyice sarmaya başladı malum..
Hepinize ailenizle geçireceğiniz sıcacık 2010'un son pazar keyfini diliyorum...
:)
25 sene beraber yaşadıktan sonra evlenip evden ayrılsak ta anne-baba ocağının yeri ayrı oluyor. Şımarabildiğim, nazımın daimi geçtiği yer onların yanı.
Neyse yılbaşı bahane torunlar şahane sloganıyla annemle babam eve döndüler bu haftasonu. Torun olunca pabuç dama atılıyormuş bu bir gerçek. Sen zannediyorsun ki sen evlatlarısın, senin yerin ayrı, ilk gözağrısısın yada onlar yokken sen vardın..Amaaa kocaaa bir yalan bu! Torun evlattan tatlı oluyormuş. Yoğun programlarının ardından ve 1 aylık hasretten (bayramda biz gitmiştik İstanbul'a vee seneler sonra tüm aile; ablamlar,annemler ve biz bir aradaydık vee süperdi) sonra bu sabah kahvaltıda annem ve babamla buluştuk. Anneciğim çayı mis gibi demlemiş, sokak simidini de almış.
Sucuk, reçel ve nutellayı da biz götürdük.(onlar şeker hastası olduğu için bu gibi gıdalar aslında yasak ama ayda yılda bir kereden bişi olmaz)
Kallavi soframızda; peynir çeşitlerimiz; tulumu, kaşarı, ezinesi, tuzsuz dil peyniri, zeytinlerin siyahı çiziği, domatesi, biberi, ben rafadan yemiyorum diye omletim..Hmmmm bir güzel oturduk, afiyetle yedik, sohbet muhabbette üzerine kaymak oldu...
Annemlerden ayrıldıktan sonra da Türközü pazarına gittik Cem'le. Allahım pazara gitmeye bayılıyorum, herşey rengarenk, tüm meyve-sebzeler taptaze ayıklanmış. CemRe Cafe'nin haftalık menüsü için kuzu ıspanaklar, sebze çorbası için kerevizler, havuçlar,patatesi-soğanı, sarmalık lahanayı ve mis kokulu mandalina ile anamur muzunu da attık sepete...ver elini sıcak yuvamız. malum bugün pazar ve bizim dinlence günümüz. her zaman ki gibi çamaşır işini hallettik ve kendimizi koltuğumuza attık.. şimdi biraz kitap keyfi.. Bab-ı Esrar iyice sarmaya başladı malum..
Hepinize ailenizle geçireceğiniz sıcacık 2010'un son pazar keyfini diliyorum...
:)
22 Aralık 2010 Çarşamba
biraz kitap, biraz film...
Bıraktığım yerden devam etmem gerekirse; pazar akşamüstü yemek dönüşü evde Cem'le DVD keyfi yaptık. Hazır kebapları götürmüşüz, üzerimize ağırlık çökmüş, gömüldük koltuğumuza kiraladığımız Inception
adlı Leonardo DiCaprio'nun filmini seyrettik. Filmin değişik bir konusu var..İnsanların rüyalarında bilinçaltına giriliyo. Etkileyici bir filmdi..Her ne kadar Leonardo 'yu pek beğenmesem, aksiyon filmleri yerine romantik komedileri tercih etsem de izlenebilitesi olan bir film..Tavsiye ederim yani..
Bu arada neden sinemaya gitmeyip DVD kiraladığımı merak ediyorsanız; öncelikle sinema ve tiyatroyu severim ancak 2 kişilik bir aile olarak sinema ve özel tiyatroların fiyatları beni rahatsız ediyor. Seyretmesi keyifli olsa da bu denli fahiş fiyatlı olmaları bana ters geliyor, kısmen de olsa kendi kendime protesto ediyorum..Gösterime girdikten biraz sonrada olsa takip edip, seyretmeye gayret ediyorum..
Bu arada küçük bir not: geçen haftasonu da Robin Hood
ve Sex and The City 2'yi seyrettik..
Robin Hood için " ehh işte" derken, Sex and The City 2 için acaip keyifli, komik ve güzel vakit geçirten bir film diyebilirim. Dizinin müdavimi olduğum için konu beni sardı özellikle Samantha Jones beni gülmekten çatlattı :)
Pazartesi artık, "Türkan Tek ve Tek Başına"
kitabını bitmesin diye okumamak için kendimi tutsam da bitirdim. Çok ama çok etkileyici bir kitap, şiddetle herkese tavsiye ediyorum. İnsan Türkan Saylan'ın hikayesini okuduğunda kendini "ben boşuna yaşıyorum" gibisine hissediyor. İdealleri için, ülkesi için bu denli kendini paralayan birine son döneminde yapılanları ise içime hiç sindiremedim. Yaşadıkları, çabaları öyle insanüstü ki etkilenmemek elde değil.. Ayşe Kulin'in kitaplarını oldum olası çok beğenirdim ama bu kitabın yeri bende ayrı..Yeni kitabıma da hemen dün başladım..Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar..(Tuğbacım sağolsun önerdi ve bana kitabını ödünç verdi) İlk defa Ahmet Ümit okuyacağım ama konusu beni çekti malum Tebrizli Şems. Elif Şafak'ın "Aşk" ını okuduktan sonra Mevlana ve Şems beni çok etkilemişti..Hatta o kadar etkisi altında kaldım ki tam Ramazan Bayramı öncesi bitirmiştim kitabı, tutturdum Cem'e beni Konya'ya götür diye..Bayramda günü birlik karı-koca kültür turu yapıp Mevlana'ya gittik.. Bu gezi serüvenimizi bir sonraki yazımda detaylı anlatacağım
Söz...
adlı Leonardo DiCaprio'nun filmini seyrettik. Filmin değişik bir konusu var..İnsanların rüyalarında bilinçaltına giriliyo. Etkileyici bir filmdi..Her ne kadar Leonardo 'yu pek beğenmesem, aksiyon filmleri yerine romantik komedileri tercih etsem de izlenebilitesi olan bir film..Tavsiye ederim yani..
Bu arada neden sinemaya gitmeyip DVD kiraladığımı merak ediyorsanız; öncelikle sinema ve tiyatroyu severim ancak 2 kişilik bir aile olarak sinema ve özel tiyatroların fiyatları beni rahatsız ediyor. Seyretmesi keyifli olsa da bu denli fahiş fiyatlı olmaları bana ters geliyor, kısmen de olsa kendi kendime protesto ediyorum..Gösterime girdikten biraz sonrada olsa takip edip, seyretmeye gayret ediyorum..
Bu arada küçük bir not: geçen haftasonu da Robin Hood
ve Sex and The City 2'yi seyrettik..
Robin Hood için " ehh işte" derken, Sex and The City 2 için acaip keyifli, komik ve güzel vakit geçirten bir film diyebilirim. Dizinin müdavimi olduğum için konu beni sardı özellikle Samantha Jones beni gülmekten çatlattı :)
Pazartesi artık, "Türkan Tek ve Tek Başına"
kitabını bitmesin diye okumamak için kendimi tutsam da bitirdim. Çok ama çok etkileyici bir kitap, şiddetle herkese tavsiye ediyorum. İnsan Türkan Saylan'ın hikayesini okuduğunda kendini "ben boşuna yaşıyorum" gibisine hissediyor. İdealleri için, ülkesi için bu denli kendini paralayan birine son döneminde yapılanları ise içime hiç sindiremedim. Yaşadıkları, çabaları öyle insanüstü ki etkilenmemek elde değil.. Ayşe Kulin'in kitaplarını oldum olası çok beğenirdim ama bu kitabın yeri bende ayrı..Yeni kitabıma da hemen dün başladım..Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar..(Tuğbacım sağolsun önerdi ve bana kitabını ödünç verdi) İlk defa Ahmet Ümit okuyacağım ama konusu beni çekti malum Tebrizli Şems. Elif Şafak'ın "Aşk" ını okuduktan sonra Mevlana ve Şems beni çok etkilemişti..Hatta o kadar etkisi altında kaldım ki tam Ramazan Bayramı öncesi bitirmiştim kitabı, tutturdum Cem'e beni Konya'ya götür diye..Bayramda günü birlik karı-koca kültür turu yapıp Mevlana'ya gittik.. Bu gezi serüvenimizi bir sonraki yazımda detaylı anlatacağım
Söz...
20 Aralık 2010 Pazartesi
Yılbaşı Ağacım...
Bugünün pazartesi olmasından mıdır nedir sendromdayım herhalde..
Yılbaşına 10 gün kaldı ama hala bende bir heyecen, hazırlık, hayaller, dilekler yok. bu sene hayaller bana gelemedi :(
Eskiden 1 ay öncesinden o gece için programlar yapmaya başlardım, ne giyicem, nereye gidicem?? evi süslemeye başlardım.
şimdilerde hiç öyle bir telaş yok içimde. İte kaka bugün CemRe Cafemize yılbaşı ağacımızı getirdim ve süsledim..galiba yavaştan içimde kıpırdamalar başladı :)
19 Aralık 2010 Pazar
Pazar Keyfi...
Pazar günlerini oldum olası sevmem nedense..Bana hep çocukluğumu hatırlatır; evde annem çamaşırları yıkar asar, ben ödevlerimi son güne bıraktığımdan sıkışmış bir şekilde karın ağrısı çekerdim. Babam evde olurdu pazar günleri, onu eşofmanlarla evde görmek...
Özellikle kış aylarında pazar günleri daha bir çekilmez oluyor; hava kapalı ve soğuk, kasvetli. CemRe Cafe'yi açtığımızdan beri tek tatil günümüz olan pazarı daha çok evde dinlenmeceyle geçirmek istiyoruz. bu özellikle benim tercihim çünkü haftanın yorgunluğu çöküyor üstüme. ama genelde bu dinlence koşturmacaya dönüyor. malum pazartesi temizlik var o yüzden çamaşırlar yıkanmalı, ev için hatta varsa cafe için alışveriş yapılmalı. ee biraz da kendimize vakit ayırmalı; tv de magazin seyredilmeli, c.tesiden kiralanan DVD ler izlenmeli, biraz uyunmalı..
Pazar günlerinin en sevdiğim yanı ise geç ve doya doya yapılan kahvaltılar.. saati kurmadan kendi irademle uyanmanın keyfini biraz da yatak keyfi yaparak çıkarmak..kallavi kahvaltı sofrası kurmak; sucuk kızartmak, simitçiden sokak simidi almak, demleme çay içmek... bu keyif saatinden sonra gerçek dünyaya dönüyoruz ve koşturmaca çamaşırla başlıyor..
Bugün farklı olarak geç kahvaltı ve çamaşır faslından sonra kendimi koltuğuma attım ve son dönemde elimden düşüremediğim kitabıma " Tek ve Tek Başına Türkan" gömüldüm.
kötü bir huyum var; eğer bir kitap beni sararsa bitecek diye okumaya kıyamıyorum..garip ama bitsin istemiyorum kitap. kitap keyfime Cem ve anneannemiz Ayşe sultanla kebap keyfi için ara verdim. daha önceden sözleştiğimiz üzere Emek'teki "52 Ciğer"e gittik.( biz ailecek ciğer 52 deriz) buraya gitmeye başlayalı herhalde 15 sene olmuştur. İlk kez babam keşfetmiş ve bizi götürmüştü. ( bu arada babam hakiki bir gurmedir benim için; nerde köhne ve lezzetli yer var ,bilir) o zamanlar şimdiki gibi her köşebaşı kebapçı değildi tabii. İlk gittiğimizde garipsemiştim..tıklım tıklım, masalar birbirlerine bitişik adım atacak yer yok, ufacık tahta sandalyeli bir yerdi..Şimdilerde dükkanı büyüttüler, güzel bir bahçe yaptılar, sandalyeler, masalar modernleşti.
Adına aldanıp ta ciğer yiyoruz sanmayın. Burda çöp şiş yenir..
Fırından yeni çıkmış lavaşa çöpler çekilir, içine ezme ve soğan konur üstüne de azcık kimyon, yanında kendi yaptıkları yayık ayran..üstüne kaymaklı kadayıf ve çay...
hhmmmm yemede yanında yat durumu.
Emek'te bir sürü kebapçı var; Şanlı Edessa, Recep Usta gibi isim yapıp birçok şubesi olan. 52 Ciğer'in başka hiç bir yerde şubesi yok. Şiddetle tavsiye edebileceğim bir yer.Sıcağı sıcağına paylaşayım dedim..şimdi DVD zamanı..
Hepinize keyifli pazarlar...
Özellikle kış aylarında pazar günleri daha bir çekilmez oluyor; hava kapalı ve soğuk, kasvetli. CemRe Cafe'yi açtığımızdan beri tek tatil günümüz olan pazarı daha çok evde dinlenmeceyle geçirmek istiyoruz. bu özellikle benim tercihim çünkü haftanın yorgunluğu çöküyor üstüme. ama genelde bu dinlence koşturmacaya dönüyor. malum pazartesi temizlik var o yüzden çamaşırlar yıkanmalı, ev için hatta varsa cafe için alışveriş yapılmalı. ee biraz da kendimize vakit ayırmalı; tv de magazin seyredilmeli, c.tesiden kiralanan DVD ler izlenmeli, biraz uyunmalı..
Pazar günlerinin en sevdiğim yanı ise geç ve doya doya yapılan kahvaltılar.. saati kurmadan kendi irademle uyanmanın keyfini biraz da yatak keyfi yaparak çıkarmak..kallavi kahvaltı sofrası kurmak; sucuk kızartmak, simitçiden sokak simidi almak, demleme çay içmek... bu keyif saatinden sonra gerçek dünyaya dönüyoruz ve koşturmaca çamaşırla başlıyor..
Bugün farklı olarak geç kahvaltı ve çamaşır faslından sonra kendimi koltuğuma attım ve son dönemde elimden düşüremediğim kitabıma " Tek ve Tek Başına Türkan" gömüldüm.
kötü bir huyum var; eğer bir kitap beni sararsa bitecek diye okumaya kıyamıyorum..garip ama bitsin istemiyorum kitap. kitap keyfime Cem ve anneannemiz Ayşe sultanla kebap keyfi için ara verdim. daha önceden sözleştiğimiz üzere Emek'teki "52 Ciğer"e gittik.( biz ailecek ciğer 52 deriz) buraya gitmeye başlayalı herhalde 15 sene olmuştur. İlk kez babam keşfetmiş ve bizi götürmüştü. ( bu arada babam hakiki bir gurmedir benim için; nerde köhne ve lezzetli yer var ,bilir) o zamanlar şimdiki gibi her köşebaşı kebapçı değildi tabii. İlk gittiğimizde garipsemiştim..tıklım tıklım, masalar birbirlerine bitişik adım atacak yer yok, ufacık tahta sandalyeli bir yerdi..Şimdilerde dükkanı büyüttüler, güzel bir bahçe yaptılar, sandalyeler, masalar modernleşti.
Adına aldanıp ta ciğer yiyoruz sanmayın. Burda çöp şiş yenir..
Fırından yeni çıkmış lavaşa çöpler çekilir, içine ezme ve soğan konur üstüne de azcık kimyon, yanında kendi yaptıkları yayık ayran..üstüne kaymaklı kadayıf ve çay...
hhmmmm yemede yanında yat durumu.
Emek'te bir sürü kebapçı var; Şanlı Edessa, Recep Usta gibi isim yapıp birçok şubesi olan. 52 Ciğer'in başka hiç bir yerde şubesi yok. Şiddetle tavsiye edebileceğim bir yer.Sıcağı sıcağına paylaşayım dedim..şimdi DVD zamanı..
Hepinize keyifli pazarlar...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)







