15 Aralık 2010 Çarşamba

büyümek

İnsan bazen herkesten, herşeyden kaçmak, tekrar çocuk olmak istiyor..İkizler burcundan kaynaklı mıdır nedir ruh halim çok değişken. Değişen ruh halime bazen kendim bile ayak uyduramıyorum hatta anlam veremiyorum..
Kararlar alıyorum sonra ne hikmetse aldığım kararı kendi kendime çürütüp vazgeçiyorum. (umarım blog konusunda da vazgeçme durumu söz konusu olmaz!) Durmadan fikir uçuşması halindeki beynimin hızına yetişebilmek ne mümkün. Son günlerde yine yeni yeniden farklı konulara el atmak, değişik deneyimler edinme peşindeyim. Hayatım durmadan monotonmuş gibi geliyor bana..Aslında kiminki değil ki..
İnsan büyüdükçe (buraya dikkat büyümek, yaşlanmak değil kesinlikle) hayat seni ne tarafa çekerse gitme durumu söz konusu. Genç-delikanlı çağlarımızda öyle mi? Aileye, okula, hayata karşı durmalar, asi tavır ve davranışlar..Asilik tamam benim de ruhumda var ama sanırsam yaş ilerledikçe "sorumluluk" ve "risk alma cesareti" de tam tersi oranda azalıyor. Sonucun ne olacağını düşünmeden yapılan davranışlar yerini "bu yaştan sonra yapılacak şey değil, bana yakışmaz, elalem ne der"e bırakıyor.. zaten ne geliyorsa başımıza; bu elalemin ne diyeceğinden geliyor. kendimizi kısıtlamalar, kahkahalar yerini ufak tebessümlere bırakıyor. örneğin geçen gün başıma gelen bir olayı paylaşayım...
Harikulade kar yağmış, Ankara beyaza bürünmüş, bizim dükkanın (CemRe Cafe: bu detayı sonra bir ara anlatırım) bahçesi pürüzsüz kar örtüsüyle kaplanmış.. yemek işlerimizi, temizliğimizi bitirdik, taptaze çayı demlemeye bıraktık, kardan adam yapma hevesiyle bahçeye attık kendimizi..(küçük bir not: ben çocukken kar topu, kardan adam yapmak daha kolaydı, küresel ısınmanın etkisinden midir bilmem karın cinsi de değişti. sıkıştırıp top haline getiremiyosun bir türlü) neyse ufak, yamuk yumukta olsa kardan adamı ortaya çıkardık gözler zeytinden, havucu harcamamak için burunu da sigara izmaritinden yaptık..sıra geldi en sevdiğim kar sefasına; pürüzsüz kar birikintisine sırtüstü yatıp izimi çıkarmaya.. o da ne eşim tepemde "ne yapıyosun sen, hadi içeri gir hasta olucan, yatılır mı kara, çevredekiler bakacak sana.." ve bilimum ebeveyne özgü fırçalama teknikleri kullanıldı..tabii ben küçük suçlu bir kız çocuğu misali dudak büküp dükkana girdim..aslında çok açık görüşlü, her türlü şamataya açık, esprili bir adamdır Cem..ama işte yaş ilerledi, onunla çıkarken Seğmenler parkında poşetle kaydığımız günler unutuldu ve sorumluluk sahibi, evimin erkeği ortaya çıktı..
Büyümek zor zanaat mirim :( omuzlarda istem dışı oturtulmuş roller, sorumluluklar...

2 yorum:

orhan dedi ki...

Cemrecim güzel bir iş yapıyorsun, blog yazarlığından vazgeçmemeni diliyorum. ikizler burcundan biri olarak aynı durumlar bende de olmakta ama en azından doğru olduğunu düşündüğün adımlardan geri adım atma, kendi kendini demotive etme...
Yaşam içerisindeki tecrübeler insanların davranışlarına yön veriyor, değişimlerden yakınmak yerine değişimlerin keyfini çıkarmak en güzeli...

cemre dedi ki...

çok sağol Orhancım, doğru söylüyorsun gerçekten..hayat bizi durmadan birşeylerden yakınır hale getirmiş.. trafikten yakınıyoruz, ülke düzeninden şikayetçiyiz vs.. haklısın değişimlerden keyif almak gerek ama bence en önemlisi değişim için birşeyler yapmak yada yapmaya çalışmak..oturduğun yerden yakınmak kolay, zor olanı icraata geçmek :)